Be the first to know and let us send you an email when Ayla Gürpınar Mimarlık posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.
Mimar olmak ise tarih konulamayacak kadar uzun bir gelişimdir. Eğitim, profesyonel yaşam, bulunduğunuz mekanlar ve hizmet verdiğiniz müşteriler sizlerin daha iyi bir mimar olmanıza yardımcı olur, yaptığınız işten para kazanır ve bireysel yaşamınıza devam edersiniz. Meslek ilkeleriniz sizlere pek öğretilmez, ya sizde bu zaten vardır veya hiç yoktur. Ancak iş yaşamı sizi sınar ve işinizi yaparken bunu algılar ve gelişiminizi buna göre şekillendirisiniz veya hiç umurunuzda olmaz.
Mimarlık özel bir meslektir. İçinde yaratıcılığı, üç boyutlu düşünmeyi, sanatı, insan ilişkilerini, disiplini, tarihi, kültürü, ekonomiyi, siyaseti, teknolojiyi ve malzemeleri bilmeyi ve iyi kullanmayı barındırır. İnsanlığa hizmet eden bir meslektir. Çağın gelişimini çok iyi takip etmek gerekir. Gelişmiş malzemeler hayal gücünüzün üstüne çıkabilir.
Talep bekleyen bir meslektir. İster devlet dairesinde çalışın, ister özel sektörde hizmet verin veya bireysel serbest mimarlık yapın, mutlaka bir müşteriniz olmalıdır. Birileri bir yerlerde bir yapı yapma ihtiyacında olmalıdır. Aksi halde mesleğinizi aktif ve somut olarak uygulayamazsınız. Elbet teorik anlatımlar, üniversiteler, akademik gelişimler de mimarlık için çok önemlidir ve bu alanlarda hizmet veren mimarlarımız da vardır.
Devlet dailerinde çalışmayı ve devlet ihalelerine girmeyi ret etmiş bir mimarım, bu benim tercihim elbet, zaten tercihler pek tartışılmamalıdır. Esas olan şudur.....Mimarlık “ özgürlük “ ister. Bürokrasi, protokol, adam kayırma, yandaşlık veya tersi, bir takım yaka sıfatları için mücadele....vs. yaratıcılığı engeller, özellikle kurumsallaşma-sı çok gerilerde olan Türkiye gibi bir ülkede mesleği devlet dairelerinde uygulamak pek mümkün değildir. Mesleğin ilk yıllarında özel mimarlık ofislerinde çalışarak deneyim kazanmak mümkündür ve önemlidir. Elbet hangi ofis ve hangi patron sizin mesleğinizi geliştirmenize fayda sağları bulmak ise biraz şans, biraz da bilinçle istemenize bağlıdır. Benim için ise, üniversitede proje hocam olan Mimar Behruz Çinici ile mesleki deneyim kazanmak, büyük bir şans olmuştur. Şu anda aramızda olmayan değerli mimar, büyük üstat Behruz Çinici’ yi saygı ve sevgiyle anıyorum. 17 yıllık yurt dışı - İngiltere çalışmalarım ise ki bir bölümü özel bir firmanın en üst düzey yöneticiliğine kadar uzanan bir iş yaşamı ve sonraki özel mimarlık ofis çalışmalarım ile dünya mimarisini yerinde yapabilme şansını yakalamış bir mimar olarak bu yılların mesleğime katkılarını unutmak mümkün değildir. 1980 yılı başında sağ-sol kavgası yüzünden iş bulamama zorluğu yaşayan bir mimar olarak ülkemden ayrılış ve 17 sene sonraki dönüş arasında ülkemde olan her şeyi yakinen takip eden ve her sene ülkesine gelen bir mimar olarak ne kadar gerilere düşürüldüğümüzü görmek, eğitimden - siyasete, ekonomiden serbest piyasaya kadar her alanda ki çıkmazları görmek ve tüm bu olumsuzların ülkemdeki mimariyi ne kadar etkilediğini görmek çok içimi acıtmıştır.
Mimar olmak için müşterinin de bulunması kaçınılmaz bir durumdur. Bir yatırımcı sizin potansiyel müşteriniz olur. O kişinin sizin müşteriniz olması için kat edeceğiniz yol ise oldukça uzun ve yorucudur. İyi bir mimar olabilirsiniz ama aynı zamanda da ekonomik bir yapı yapmak zorunda bırakılabilirsiniz. Şu günkü toplumda genel bir kanı vardır..... hem her şey olsun, hem en güzeli olsun ve hem de en ucuzu olsun! Bu neredeyse imkansız bir formüldür. Gerçek ise şudur..... her şeyin bir fiyatı vardır. Mühim olan bu fiyat karşılığında kaliteli, dürüst ve çabuk hizmet alabiliyor musundur. Müşteri talep eder ve mimarlık bir tasarım ile başlar. Hayal edersiniz, hayalinizi kağıda aktarır, potansiyel müşterinize anlatır ve bütçelendirirsiniz. Ama iş halen sizin değildir. Çünkü serbest piyasa müşterinize diğer olanakları değerlendirme fırsatını da vermektedir. İşte tam da burada etiklik devreye girer. Eğer serbest piyasa etik değerler üzerine inşaa edilmediyse, insanlar da kendilerini etik davranma zorunda hissetmeyebilirler. Eğer serbest piyasa kandırma ve kandırmacalar üzerine kurulu ise insanlar da kendilerini dürüst davranma zorunda hissetmeyebilirler. Ve eğer sizin için mesleki etiklik çok önemli ise de bu insanlarla anlaşabilme şansınız pek yoktur.
Mimarlık toplum değerlerine göre çok yön değiştirebilen bir meslektir ve inandığınız ilkeler ile ya varsınızdır, ya da yok. Arada değerler ne mesleğinize bir katkı koyar, ne de özel gelişiminize katkı sağlar. 1980 darbesi sonrası yaşananlar dışında, 2000 li yıllardan beri Türkiye’ de toplumun değerleri ve zihinsel yapılar çok değişmiştir. Bir mimar için gerekli olan müşteriler de bu değişimin etkisinde kalmıştır. Etik değerler, bilgi ve deneyim değil rant ve sermaye ön plana çıkmıştır. O yapıyor, benim neyim eksik, ben de yaparım anlayışı topluma hakim olmuştur. Kurallar, izinler veya kanun pek de önemli değildir artık. Meslek profesyonelliği de bu değişime ayak uydurmuştur. Ülkenin idare ediliş biçimine göre doğduğu yerde iş bulamayan insanlar zorunlu yaşam koşullarını karşılayabilmek için şehirlere veya başka bölgelere zorunlu göç ederek- ki geçmişimde aynı durumu ben de yaşamış biri olarak ve üstelik yabancı bir ülkede baştan yaşam kurmanın tüm zorluklarını bilen biri olarak bu göçleri gerçekleştirenleri hatalı bulmam söz konusu olamaz- önceden hiç bilmedikleri işlerden para kazanma zorunda kalmışlardır. İnşaat sektöründe ise eline fırçayı alan boya ustası olmuş, tarifle ev yaptıran insanlar mimar olmuş, okuma, deneyim ve ustalaşma süreçleri 5 er 5 er atlanarak bu insanlar “ müteahhit” olmuş, piyasada mimarlık yok edilmiştir. Mesleki odalar da mimarların haklarını koruyamamış ve zaten mesleki odalar iktidarın bir politikası olarak işlevsellikleri sıfırlanmış oldukları için faaliyet alanları da sınırlı bırakılarak, meslek geriletilmiştir.
Ülkemiz için gelinen bu noktada çoğu insanlarımız artık işsiz, açlık had safhada, geçim yok, her alanda olduğu gibi mimari eğitimde de çok gerilerdeyiz, mezun olan mimarlar mesleklerini geliştirecek işlere sahip olamıyorlar, insanlarımız hayal edemiyor, günü kurtarmaya çalışıyor, çocuklarını ve kendilerini yaşatmaya çalışıyor.... Dünya örneklerinde mimarlık toplum değerlerinin yüksek olduğu dönemlerde en iyi örneklerini vermiştir, artı değerlerin olduğu zamanlarda da mimari öne çıkmış ve en güzel yapılar yapılmıştır. Ülkemizde modern mimari ise önce Batılı mimarların ülkemizde yapılar yapmasıyla başlamış (Cumhuriyetimizin ilk yılları), sonrası ise pek çok mimarca Batıyı taklitle devam etmiştir. Cumhuriyet dönemi öncesinden kalan yapılar tarihi binalar olarak korunmuş, kültürümüzün yansımaları olarak (bazıları yok olmuş olsa bile) bugünlere kadar taşınmıştır. 2000 li yıllardan sonra ise Cumhuriyet öncesi döneme duyulan hayranlık ile kötü birer taklitten öteye geçemeyen yapılar ile ülkemizde mimarlık başka bir boyut kazanmış ve dağ, tepe - ki adını kaptı-kaçtı mimari koyuyorum - bu tarz mimarinin yapılarına mahkum edilmiştir ve bu zihniyet halen de devam etmektedir.
1998 yılından beri mesleğimi Bodrum Yarımadasında özel olarak sürdürmekteyim. Bu geçen yıllar içinde bölgemde uygulanan yapılaşma politikalarının yanlışlıklarına şahit olmuş, değerlerini yitirmiş toplumda insanların kendi bireysel çıkarları için neler yapabildiklerine şahit olmuş, ilkelerin rant ve sermayeye nasıl teslim edildiğini görmüş biriyim. Meslekte etik - ahlaki kalmanın zorluklarını bilen biriyim. Ancak ödün vermeden, bıkmadan, her platformda doğruları söylemeye ve doğruları yapma gayretinde olmaya devam edeceğim.