NEVA

Directions

NEVA Neva şiir sayfası

20/10/2026
Gökyüzü bulut bulut uyanıyordu Tanrının büyük yalnızlığındanAğaçlar birer ses salkımıydı kuşların ağzındaAyın puslu cüml...
25/09/2026

Gökyüzü bulut bulut uyanıyordu
Tanrının büyük yalnızlığından
Ağaçlar birer ses salkımıydı kuşların ağzında
Ayın puslu cümlesinde evler okunaksız harflerdi
Yasemin kokularından bir ışık sokaklarda
Gittim denizin lacivert bahçesine oturdum
Ölümün mü hecesiydim yaşamın mı bilmiyorum
Arzuyla vazgeçiş canımda halkalanıyordu
Ses değil sessizlik değil zaman değil mekân değil
Ağzımda bir çocuktan kalma süt kokuları
Kirpik ırmakları dil pınarları parmak yağmurları
Kayaların masalını dinliyordum k*mlardan
Dağlar gecenin merhametinde çıkıyordu sabaha
Ey yalnızlığın yaprak döken mahşeri
Ayrılığın büyük harfiydi her şey
Sen bir deniz kıyısında gonca zamandın
Ben eski şarkılardan eskiydim kimsesizdim
İçimde dünyanın bütün akşamları
Tuttum ağzının sabahına sözler söyledim
Ey güzelliğin ölümden büyük yaşama gücü
Yalnız ölenler unutur birbirini
Seni sevmeye yeni başladım…

Şükrü Erbaş

Afyon GarındaAfyon garındaki küçük kızı anımsa, hani, Trene binerken pabuçlarını çıkarmıştı; Varto depremini düşün, yard...
22/09/2026

Afyon Garında

Afyon garındaki küçük kızı anımsa, hani,
Trene binerken pabuçlarını çıkarmıştı;
Varto depremini düşün, yardım olarak Batı´dan
Gönderilmiş bir kutu süttozunu ve sütyeni.

Adam süttozuyla evinin duvarlarını badana etmişti,
Karısıysa saklamıştı ne olduğunu bilmediği sütyeni,
Kulaklık olarak kullanmayı düşünüyordu onu kışın;
Tanrım gerçekten çocukluk günlerinizde mi? ..

Eşiklere oturmuş bir dolu insan
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

Cemal Süreya

Büyük şehirlere bağlanma,öyle bir şehre yerleş ki,küçük olsun fakat bizim olsun.sokaklarında tanımadık yüz,ensesine şama...
21/09/2026

Büyük şehirlere bağlanma,
öyle bir şehre yerleş ki,
küçük olsun fakat bizim olsun.
sokaklarında tanımadık yüz,
ensesine şamar atmayacağın kimse dolaşmasın.
her ağacına elin,
her karış toprağına terin değsin.
ve kuytu evlerden birinde
senden habersiz ölenler olmasın…


(1911 - 21 Eylül 1975)

Dağın uykusuna, kuşun gözüne,Sabahın sesine, taşıdım seni.Kerem?in yaralı, ince dizine,Irmağın yasına taşıdım seni.Canın...
12/09/2026

Dağın uykusuna, kuşun gözüne,
Sabahın sesine, taşıdım seni.
Kerem?in yaralı, ince dizine,
Irmağın yasına taşıdım seni.
Canın içinden, canımı duyan,
Canımın içine taşıdım seni.
Elma kabuğunda, nar tanesinde,
Gizlenen mermere taşıdım seni.
Gecenin ördüğü, gün kafesinde,
Dolaşan kedere taşıdım seni.
Canın içinden, canımı duyan,
Canımın içine taşıdım seni.
Arının yazına, kışın otuna,
Yaprağın güzüne taşıdım seni.
Yürekten yüreğe mekik dokuyan,
Sevginin göçüne taşıdım seni.

Canın içinden, canımı duyan,
Canımın içine taşıdım seni.

Nefes
Ülkü Tamer

Böyle sonbahar mı olur?Tadı kalmamış,Eylül akşamlarını fena boşaltmışlar,Ne o, kızlar hani?Varla yok arası,Bir tebessüm ...
10/09/2026

Böyle sonbahar mı olur?
Tadı kalmamış,
Eylül akşamlarını fena boşaltmışlar,
Ne o, kızlar hani?
Varla yok arası,
Bir tebessüm gibi
Hayalimizde yaşar..

Sinemadan çıkmışız,
Yağmur başlamış,
Ne vahim
Bir korkunun birden anlaşılması,
Beyoğlu'nda karartma,
Eflatun tramvaylar,
O gizli hüzünler ki
Hiç anlaşılmamış..

Böyle sonbahar mı olur?
Yüreği titremiyor,
Asfalt, beton, cam, her tarafı otomobil,
Bilançoda bir rakam
Çektiğimiz acılar,
Bitmesiyle bir oluyor aşkların başlaması,
Telefonda bozdurulup
Duygular kirleniyor,
Mavi mora dönüşmüş,
Sarılar çoktan yeşil..

Yanlış ama kim biliyor?
Bir de bu var,
Yaşamak,
Doğruların yanlışlarda aranması..

Boğaziçi'nde sis
Unutulmuş vapurlar...

Bu Nasıl Sonbahar
Attilâ İlhan

Bir eylüldü başlayan içimdeAğaçlar dökmüştü yapraklarınıÇimenler sararmıştıRengi solmuştu tüm çiçeklerinGökyüzünü kara b...
10/09/2026

Bir eylüldü başlayan içimde
Ağaçlar dökmüştü yapraklarını
Çimenler sararmıştı
Rengi solmuştu tüm çiçeklerin
Gökyüzünü kara bulutlar sarmıştı
Katar katar gidiyordu kuşlar uzaklara
Deli deli esiyordu rüzgar
Dağılmıştı yazdan kalan ne varsa
Yaşanmamış bir mevsim gibiydi bahar
Neydi o bir zamanlar
Sevmişliğim, sevilmişliğim
O heyheyler, o delişmenlikler neydi
Ne bu kadere boyun eğmişliğim
Ne bu acıdan korlaşan yürek
Ne bu kurumuş nehir; gözyaşım
Önümdeki dizboyu karanlıklar da ne
Ne bu ardımdaki kül yığını; elli yaşım
Beni kötü yakaladın haziran
Gamlı, yıkık eylül sonuma
Bir ilkyaz tazeliği getirdin
Masmavi göğünle
Cana can katan güneşinle
Pırıl pırıl engin denizinle girdin içime
Çiçekler açtı dokunduğun
Çimler büyüdü yürüdüğün
Ve güller katmer katmer oldu güldüğün yerde
Başımda senin kuşların kanat çırpıyor şimdi
Oldurduğun yemişlerin ağırlığından
Dallarım yere değiyor
Güneşi batmadan saçlarının
Bir dolunay doğuyor bakışlarından
Gün boyu senden bir meltem esiyor yanan alnıma
Uykusuz gecelerim seninle apaydınlık
Başım dönüyor, off başım dönüyor yaşamaktan
Ölebilirim artık
Ölme diyorsan; gitme kal öyleyse
Sarıl sımsıkı, tenim ol, beni bırakma
Baksana; parmak uçlarım ateş
Lavlar fışkırıyor gözbebeklerimden
Hadi gel, tut ellerimi, benimle yan
Benimle meydan oku her çaresizliğe
Benimle uyu, benimle uyan
Birlikte varalım onüçüncü aylara
Ben bir eylül, sen haziran.

Ben Bir Eylül Sen Haziran
Ümit Yaşar Oğuzcan

bakın bakın bakındöşeklere yaz kokuları sinmişbilir bilmez ötüşleri var toprağın içinizde kim demiş tabiatta düzen var d...
07/09/2026

bakın bakın bakın
döşeklere yaz kokuları sinmiş
bilir bilmez ötüşleri var toprağın içinizde
kim demiş tabiatta düzen var diye
aç bir kedi duvara sürtünüyor onu da görün
atın kendinizi çalgıların çağanların içine
uygarlığı insan işlerini bilginler düşünsün

ardarda betikler yazsınlar size ne
böyle yaşıyacaksınız işte söz yok
ölümsüz bir çiçek sofranızda
yaz güneşi pembeden kırmızıya kırmızıdan pembeye
kapılar pencereler tabiatla oynaşacak

bu düzen size insanlığınızı unutturacak

Edip Cansever

Ayrılık ne biliyor musun?Ne araya yolların girmesiNe kapanan kapılarNe yıldız kayması gecede, ne güzNe ceplerde tren tar...
07/09/2026

Ayrılık ne biliyor musun?
Ne araya yolların girmesi
Ne kapanan kapılar
Ne yıldız kayması gecede, ne güz
Ne ceplerde tren tarifesi
Ne de turna katarı gökte
İnsanın içini dökmekten vazgeçmesi ayrılık!
İpi kopmuş boncuklar gibi yollara döktüğü gözlerini
Birer damla düş kırıklığı olarak toplaması içine
Ardında dünyalar ışıyan camlar dururken
Duvarlara dalıp dalıp gitmesi
Türküsünü söylecek kimsesi kalmamak ayrılık
Ödünç sesle konuşan bir kalabalık içinde kendi sesiyle silinmek
Birdenbire büyümesi gülüşü artık yaprak kıpırdatmayan bir çocuğun
İnsanın yaşlandıkça kendi kuyusuna düşmesi
Bir kadının yatağına uzanan kül bağlamış bir gövde
Saçına rüzgâr, sesine ışık düşürememek kimsenin
Parmaklarını sözüne pınar edememek
Uzaklarda bir adamın üşümesi; bir kadın dağlara daldıkça
Işıklı vitrinlere bakmadan geçmek çarşılardan
Çiçekçilerden uzağa düşmesi insanın yolunun
Evlerle sokaklar arasında bir ayrım kalmaması
Ayrılık; yağmurdan vazgeçiş, sudan üşüme
Yalnızca gölge vermesi ağaçların
İyiliğin küfre dönmesi ayrılık
Güneşin bir ceza gibi doğması dünyaya
Başını alıp gitmek gibi bir geri dönüş
İki adımından birisi insanın, sevincin kundakçısı
Hüznün arması, süren korkusu inceliğin
Ayrılık, o küçük ölüm; usta dokunuşlarla bizi büyük ölüme hazırlayan
Şimdi anlıyor musun gidişinin neden ayrılık olmadığını?
Bir yaprak düşmesi kadar ancak acısı ve ağırlığı olduğunu
Bir toplama işleminin sonucunu yazmak gibi bir değer taşıdığını
Boşluğa bir boşluk katmadığını
Kar yağdırmadığını yaz ortasında
Ayrılık, o köpüklü öpüşlerin ardından kalkıp ağzını yıkadığında başlamıştı
Ben bulutları gösterirken "Bulmacanın beş harfli bir yemek sorusuna"
Yanıt aramanla halkalanmış
Aşkın şarabının ağzını açtım, yâr yüzünden içti murt bende kaldı
Türküsü tenimde düğümlenirken, odadan çıkışınla yolunu tutmuş
Dağlarda öldürülen çocukların fotoğraflarını kenara itip
"Bu eteğin üstüne bu bluz yakıştı mı?" dediğinde varacağı yere varmıştı çoktan
Ne mi yapacağım bundan sonra?
Ayak izlerimi silmek için sana gelen yolları tersinden yürüyeceğim önce
Şiir ok*mayacağım bir süre
Hediyelik eşya satan dükkanların önünden geçmeyeceğim
Senin için biriktirdiğim yağmur suyunu, bir gül ağacının dibine dökeceğim
Yeni bir yanlışlık yapmamak için telefonlara çıkmayacağım
Ardı kuş resimli aynalar arayacağım mahalle pazarlarında
Gençliğimi anımsamak için
Emekli kahvehanelerinde yaşlılarla konuşarak, sonumu görmeye çalışacağım
Fotoğraflarını güneşe koyacağım, bir an önce solsun diye
İçinde ay ışığı, iğde kokusu ve begonvil bulunan tüm resimleri duvarlardan indireceğim
Mican türküsünü asacağım yerlerine
Falcı kadınlara inanmayacağım artık
Trafik polislerine adres sormayacağım
Geleceğe ışık düşüren bir gülüşle gülmeyeceğim kimseye
Fesleğenden başka bir çiçek koymayacağım penceremin önüne
Büyük kentlerin varoşlarında çırpınan üç milyon yurtsuza evimi açacağım
Nerde bir kayıp, bir faili meçhul varsa bıraktığı acının yanına resmini asacağım
Şaşırma! Yetimi korumak için yeni aşklar bulacağım kendime.
Ne yapacağımı sanıyorsun ki?
Tenin tenime bu kadar sinmişken
Ömrüm azala azala akarken önümde
Gittiğin gerçek bu kadar herkese benzerken
Senin korkularını
Benim inceliğimi doldurup yüreğime
Bıraktığın boşluğu yonta yonta
Binlerce heykelini yapacağım

Şükrü Erbaş

Nice nice acıları aklına getir,Bunca yoksulluğu aklına getir,Gözyaşlarını aklına getir,"Gitme Kal" var yok dinlemezbir ç...
25/08/2026

Nice nice acıları aklına getir,
Bunca yoksulluğu aklına getir,
Gözyaşlarını aklına getir,
"Gitme Kal" var yok dinlemez
bir çocuk isteğidir,
Gitme aklına getir.

Kıraç mı kıraç toprakların üstüne,
Güneşler açar yağmurlar kesilince.
Çırılçıplak kayada yeşerir incir ağacı,
Dağların kuytusunda bir uslu çiçek,
Dağıtır mavisini kendi kendine,
Gitme beraberlik içinde
Nasıl sevinirdik aklına getir.

Her şeyi, her şeyi aklına getir,
Gece yarılarını aklına getir,
Söylediklerini aklına getir,
Sinsi yağmurlar yağıyordu,
Soğuktu,
Yaktığımız ateşi aklına getir.

Nelerden geçiyorsun aklına getir,
Gitme dünyamızın her yerinde,
Yorgun eller gülleri derleyince,
Ellerin sevincini aklına getir,
Güllerin sevincini aklına getir,

Ne çok severdik seni, aklına getir...

Gitme Kal
Arif Damar

İncinme değil bu Öfke değil Ah! değil.Ötesi... çok ötesi.Tam bir yürek çöküntüsüRuhun taşa dönmesi Aklın büyük yalnızlığ...
14/08/2026

İncinme değil bu
Öfke değil
Ah! değil.
Ötesi... çok ötesi.
Tam bir yürek çöküntüsü
Ruhun taşa dönmesi
Aklın büyük yalnızlığı.
İnsana olan inancını yitirme!

Şükrü Erbaş
Otların Uğultusu Altında

ve nihayet ikimiz kaçtığımız aşkların toplamıyız sokakta yaralı bir it koşturuyor iki buluşmadır koluma girmiyorsun. ve ...
13/08/2026

ve nihayet ikimiz

kaçtığımız aşkların toplamıyız

sokakta yaralı bir it koşturuyor

iki buluşmadır koluma girmiyorsun. ve birkaç

milyon yıldır tutmadın ellerimi. benimle çıkmıyorsun

bu yolculuğa. ve ben sırf bu yüzden yenilebilirim.

bu resimden çıkıp gidiyorum. seni isteyen yanım

ölümsüz yanımdır. bulutsuz da yağan nedir? şimdi

öğreniyorum ki, gözyaşı! bu resimden çıkıp

gidiyorum. seni isteyen yanım aşk yanımdır.

babam romantik bir aşiret savaşçısıydı. çapraz fişeklik

duyardım yüzümde ona sarıldığım zaman. sonrası

jandarmalardı. ağıt kadınlardı. mezarlardı. o gün

bugündür sayrıyım. çünkü insan öldüğü yaşta kalır.

babam elin eskilerini giyerdi. ben bu yüzden ezik

olurum bayram sabahlarında. yani bir sömürgede

doğan kırılgan olur. çünkü insan öldüğü yaşta..

sokaktan askeri konvoylar geçiyor

iki buluşmadır koluma girmiyorsun. ve birkaç milyon

yıldır tutmadım ellerini. ve ben sırf bu yüzden yenilebilirim.

yaşadığım yitirdiklerim oluyor hep. oysa tuttuğum

elleri bırakmıyorum. sonra korkuyorlar hasletimden. ne

denli sevgiye değer olduğumu söylüyorlar. gidiyorlar

sonra. ve biçimlendiremediklerimiz biçim oluyor bize.

ve sen haftanın deniz ertesi günleri geliyorsun. bir çizgi

diyorsun. bir çizgideyim. sağım nere solum nere bilmiyorum..

seni şiir duraklarına bırakıyorum o zaman. güleç kalıyorsun.

dudakların kırışıyor kenarlarından. ellerin, minnacık

ellerin morarıyor. küçük küçük adımlarla gidiyorsun -sanki-

içimden. bir şiir durağından biniyorsun. zaten yorgunsun.

ben sancıyla kıvranıyorum geceleri sayrı bir yatakta. terli

terli seni içiyorum. çünkü yüzüme bakınca seni görüyorum.

çünkü yorgunsun.

parçalı bulutlu şiirler okuyorum sana. şiir gibi bir çiselti

başlıyor sonra. kanayan bir yara; yalnızlık. çıkıp kanıyorum.

çıkıp sokakta..

sokaktaki bütün kedileri eziyorlar

iki buluşmadır koluma girmiyorsun. ve birkaç

milyon yıldır tutmadın ellerimi. ve ben sırf

bu yüzden ezilebilirim.

biz emeklerken sevmeyi öğrenmede, kolumuzdakiler

düşüyor. ki ölenler zafere en çok yakışanlardır! ki

ölenler zafere en çok yaklaşanlardır! oturup tuhaf

ağıtlar yakıyoruz onlara. ve söz veriyoruz yarını

kurtaracağımıza. ama yarına ertelemekle bugünü

yitiriyoruz zaten. ve zaten yenik sayılırız yaşamakla!

en gizli yerimize çağırıyoruz acıyı. ve hep yenik

düşüyoruz, çağırmakla!

sulara benziyorsun bu yüzden. sular ki dinginliğe

gelir ancak. ısınırsa uçar, soğursa kaskatı kesilir

teninden. sulara benziyorsun kapılmaya gelmez.

sulara.. bildik sulara..

sokaktan telsiz sesleri geliyor

iki buluşmadır koluma girmiyorsun ve birkaç milyon

yıldır tutmadım ellerini ve ben sırf bu yüzden kaybedilebilirim.

ihmal edilmeyen telefonlar bekliyorsun, dakik ve

ilgi dolu. anne oluyorsun bütün âşıklarına. ve

çocukların oluyorlar bilmeden. ve bu resimde

kalmayı bu kadar çok isterken, çekip.. çıkıp

gitmeli diyorum.

insanlar çoğalıyor etrafımda. sen yoksun.

ıssızlığımdan anlıyorum. çook uzakta oluyorum

onlar konuşurken. derken gece başlıyor. çayları

ödüyorlar ve bir parçamı alıyorlar karşılığında.

ve sen haftanın deniz ertesi günleri

geliyorsun. her aşk, yaşayamadıklarımızın

özetidir diyorum. gülüyorsun.

seni daha önce öpmüş olmalıyım. yoksa nasıl

bulurum yüzünde gülen ağzının yerini.

sokakta ölümsüz yanından yaralıyorlar birini.

iki buluşmadır koluma girmiyorsun. ve birkaç

milyon yıldır tutmadın ellerimi...

Selim Temo

Sularda Güneş OlmakKıyıda k*m çakıl yosun. GidenlerdenBoşuna değil martıların hırçınlığıKöprülerin altından geçen sular ...
13/08/2026

Sularda Güneş Olmak

Kıyıda k*m çakıl yosun. Gidenlerden
Boşuna değil martıların hırçınlığı
Köprülerin altından geçen sular var ya
Kürsülerde lâfını ettiğimiz
Biraz da köprülerin üstünden akmalı

Yeşilin sarıya dönüşü korkutmasın seni
Morarıp silinmesi maviliklerin
Kırmızının akıp gitmesi damarlarından
İşimiz kolay değil o denli
Kargaların içgüdüsel ölmezliğine inat
İnsanca ölebilmeli.

ilkyaz bulutlarında yıkanan
Bir mezar taşısın uzun ömürlü
Ne kış güneşinde silkinen selvisin
Bir mezarlık değilsin anıların gömüldüğü
Yeşilin bitkiselliğini sürdürmeye gelmedin

En güzel sarılarda düşsel
Bir ayçiçeği güneşte tek başına
Bir de karanlık sularda güneş olmak
Bu daha güzel

Rıfat Ilgaz

"Bilemezsin,Sana verecek bir armağanı ne çok aradığımı.Hiçbir şey içime sinmedi.Altın madenine altın sunmanın ne anlamı ...
07/08/2026

"Bilemezsin,
Sana verecek bir armağanı ne çok aradığımı.
Hiçbir şey içime sinmedi.
Altın madenine altın sunmanın ne anlamı var.
Ya da okyanusa su.
Düşündüğüm her şey
Doğu'ya baharat götürmek gibiydi.
Kalbimi ve ruhumu vermemin bir yararı yok,
çünkü Sen zaten bunlara sahipsin.
O yüzden Sana bir ayna getirdim.
Kendine bak ve beni hatırla!"

MEVLANA

Kimseye karıştım mi? hiç karışmadım Bu ki bana tuhaf sayılmadı Gözleyip sordum mu hiç? hayır sormadım Bu ki bana yalan s...
06/08/2026

Kimseye karıştım mi? hiç karışmadım
Bu ki bana tuhaf sayılmadı
Gözleyip sordum mu hiç? hayır sormadım
Bu ki bana yalan sayılmadı
Acımak isim miydi? hayır
Bir evden olmak kötü müydü? hayır
Zamana zamanla bakmak ne idi ki
Baktım

Tarlayı tarlayla ölçtüm
Meyveyi meyveyle ölçtüm
Denizi denizle ölçtüm
Göğü gökle ölçtüm
Zaten insanı insanla ölçtüm ki
Buruk bir tat mı duydum
Ve duydum
Her şey ki bir yorumdu, sonuç değildi
Sonuç ki zaten yoktu

Sen ki kim
Beni bütün bırakma.

Edip Cansever

"Kaderin amansız oluşu değildir sorun; çünkü insan bir şeyi inatla isterse, onu elde eder. Korkunç olan, istediğimiz şey...
31/07/2026

"Kaderin amansız oluşu değildir sorun; çünkü insan bir şeyi inatla isterse, onu elde eder. Korkunç olan, istediğimiz şeyi elde ettikten sonra ondan bıkmamızdır."

Cesare Pavese

Yaşama Uğraşı

İnsana en çok şiir yakışıyor,sonra yeryüzüne yagmur,Gökyüzüne mavi.Ahmet Telli
25/07/2026

İnsana en çok şiir yakışıyor,
sonra yeryüzüne yagmur,
Gökyüzüne mavi.

Ahmet Telli

SU ÇÜRÜDÜ...Yetmiş iki gündür bir dolapta kilitliyim. Yalnızca anahtardeliğinden hava giriyor ve ölü bir ışık sızıyor iç...
23/07/2026

SU ÇÜRÜDÜ...

Yetmiş iki gündür bir dolapta kilitliyim. Yalnızca anahtar
deliğinden hava giriyor ve ölü bir ışık sızıyor içeri. Yalnızlık
hiç de tanrısal değil, görkemli değil. O yalnızca geçmişle
gelecek, ölümle yaşam arasında kocaman bir karanlık nokta.
Geçmişi ve geleceği olmayan, ölümle yaşam arasında irinli bir
leke yalnızlık denilen. Şimdi ne varsa, anahtar deliğinden sızan
havayla ışıkta... (Farkına varsalar, kapatırlar mıydı onu da?)
Bütün belleğimdekileri yokettim. Elektrikli bir aygıtla yaktım,
jiletle kazıdım. Çığlıkların aralığından uçurdum hepsini, kül
edip savurdum.

Adımdan gayrısını bilmiyorum.

2

Zamanı yiyip bitirdi karanlık. Gece yoktu. Güneş çoktan
kömürleşmiş ve yeryüzü yapışkan bir karanlıkla örtülmüştü.
Yabanıl sesler geliyordu derinlerden ve karanlığı ince bir bıçak gibi
yırtıyordu. Saklayan kırbaç gibi... Acı duvarını aşan bu
sesler, madeni bir gürültüye dönüyor ve yerkabuğunu
zorluyordu artık. Sesim yoktu. Karanlığın karnında yitirdim
sesimi. Kör bir kuyuda unutulan Yusuf'tum belki. Ama
durmadan soruyorlardı. Tanrılar bilmiyordu sordukları şeyleri,
peygamberler büsbütün hain çıkmıştı. Ama yine de soruyorlar,
soruyorlar, soruyorlar...

Adımdan gayrısını bilmiyorum.

3

İki şeyi bilmek istiyorum. (Belki aynı şeyi iki kere bilmek
istiyordum.) Duvarların rengi neydi? Derimin rengi neydi?
Dokunuyorum duvarlara; parmak uçlarımla, avuçlarımla,
dilimle dokunuyorum. Duvarların bir rengi olmalı. Ama hiçbir
duvarcının, hiçbir ressamın bu rengi bildiğini sanmam. Adı
yoktu bu rengin, kimyası yoktu. Belki renksizliğin rengiydi bu.
Çürüyen bir bedenin kokusuydu duvarların rengi...

Adımdan gayrısını bilmiyorum.

4

Bir böcek gibi antenlerimi gezdiriyorum bedenimde. Anahtar
deliğinden sızan ölü ışıkta ellerime bakıyorum. Ellerim... Sanki
bir kadının memelerini hiç okşamamış, sicaklığını duymamış.
Ellerim... Her dizesi çığlık olan şiirleri hiç yaratmamış sanki. Ne
beyaz tenliyim artık, ne esmer, ne de kara... Cüzzamlının,
vebalının bir rengi vardır. İrinin bir rengi... Ölünün bile bir
rengi vardır ama derimin rengi yoktu. Belki çürüyen bir kentin
rengiydi bu. Çürüyen bir dünyanın...

Adımdan gayrısını bilmiyorum.

5

Killi, ayakları üzerinde duramayan bir yaratıktım artık.
Soyumun neye benzediğini unuttum. 'İnsana benziyorlardı'
diye duymuştum bir vakitler. Demek ki şimdi maymun
halkasında insanlık...

Adımdan gayrısını bilmiyorum.

6

Ağzımı anahtar deliğine dayayıp havayı emiyorum. Böcek
sokması gibi bir yanma duyuyorum boğazımda. Oysa kuru bir
yaprağı bile dalından düşürecek gibi değil bu esinti. Belki
çöle dönmüş toprağa tek yağmur damlasının düşüşü yalnızca.
Çamur gibi bir yağmur damlası... Ama toprak, bu damlayla
çatlatacak bağrındaki tohumu. Çöl, bütün vahalarını bu
damlayla yeşertecek... Genzim yanıyor. İnce bir kan şeridi
sızıyor dudaklarımdan. Kirli, sıcak ve simsiyah...

Adımdan gayrısını bilmiyorum.

7

Suyum, bir litrelik karton süt kutusu içinde. Yetmiş iki gündür
sakındığım ve hergün ancak bir kere dudaklarımı
değdirdiğim... Dilimi bir köpek gibi değdirdiğim. (Dilin suya
dokunuşu... Bir süngerin denizi yutuşu yani. Bir çölün seraba
kesilmesi bir an için.) Her gün ancak bir kere değdiriyorum
dudaklarımı suya. Dilimi kaçırıyorum artık. Sünger, bütün
vantuzlarını birden uzatmasın diye... Bataklıktaki suyun da bir
su yanı vardır. Çürüyen bir bedenin bile dayanılabilir
kokusuna. Kutuda kalan son bir yudum su, bu bile değildi
artık. Küstü, öldürdü kendini su...
Su çürüdü...

Adımdan gayrısını bilmiyorum

Ahmet Telli

Uykusuzluk ve pencere de bir kediGece boyu hiç konuşmadan durdu.Yağmurlar yağdı, dindi,Pencerede hep kedi,Ne geceye gird...
17/06/2026

Uykusuzluk ve pencere de bir kedi
Gece boyu hiç konuşmadan durdu.
Yağmurlar yağdı, dindi,
Pencerede hep kedi,
Ne geceye girdi, ne de uyudu,
Baktı, baktı, baktı,
Belli değildi doğmadığı, doğduğu.

Sanki ona bir zaman
Hadi minderden in dendi,
O da şimdi, yola çıkıp bir duygudan
Pencerenin dışında duran
Bir geceden indi, odaya girdi
Dedi:
Hadi şimdi sen de in uykundan.

Sevdi mi, sevmedi mi, belli etmedi.
Sürdürüp suskunluğunu
Bekledi.
Şimdi eski uykusuzluğunu
Yeni huysuzluğu besledi.
Aaaa..
Kedi bu uykunun içindeydi.

Ankara yolundaydı bir gece,
Bir gün Marmaris yolundaydı kedi.
Bütün uyku kapılarının önündeydi.
Mırmırları, tırmalamalarıyla
Bir kadının düşlerindeydi
Ve bütün hırçınlığıyla
Anılarının önündeydi.

Uykusuzluk
Özdemir Asaf

BatakGökteki uçurumdan başım dönse de, Sokulurdum az daha, az daha. Gömük yarı belimize kadar, büyük Yarı belimizden öte...
10/06/2026

Batak

Gökteki uçurumdan başım dönse de,
Sokulurdum az daha, az daha.
Gömük yarı belimize kadar, büyük
Yarı belimizden öte, cıvık
Batakta. Bir sarmaşık gibiydi batak,
Bir tuz ki aşımıza karışmış,
Oyar köstebekleriyle etimizi.
Kelepçelidir kirpiklerimiz,
Acır bir ışığa dönse yüzümüzü.
Aydınlığa versek elimizi,
Uzuyor koyu bir katranla yapışkan
Parmakların ucunda ip gibi.
Ak bir güvercin alsak avucumuza,
İnim inim karayel yerine,
Güvercinin tüylerinde batak. Batak
En uzak ışıltılı yıldızda.
Çektik kentin yorganını üstümüze,
Düşler kurduk, düşlerimiz batak.
Ve batak kişiler sardı yöremizi:
Suratları insana boyalı
Bütün o alıp satanlar, üleşenler;
İçimizde açan karanfili
Kara tırnaklı yaldızla kirleterek,
Sıkınca bir irin çıksın diye
Yalnızlığa gömenler, ün tacirleri,
Bağnazlar, despotlar ve ödlekler;
Havasız odalarda duman kişiler;
Yoksulun cebinden aşırırmış
Beşikleri yutturanlar altın diye.
Durgun batak, leş kokulu batak!
Atımı getirin benim, kır atımı!
Bataktan dörtnala çıkmak gerek!

Oktay Rıfat Horozcu

Address

605
Izmir
35610

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when NEVA posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Shortcuts

Share